Taha Akyol, yazısında baskıcı ve otoriter rejimlerin sadece dini motifli değil, aynı zamanda seküler ideolojiler üzerinden de kurulabileceğini Azerbaycan'daki uygulamalar eşliğinde ele aldı.
İŞTE AKYOL'UN YAZISI:
Çok defa ayrı konular sayılan “laik” ve “istibdat” kelimelerini bilinçli olarak aynı başlık içinde kullandım. Amacım, kültürel genlerde kuvvetli istibdat eğilimi varsa, gücü yeten laik iktidarlar da gücü yeten muhafazakâr iktidarlar da istibdada yöneliyor.
Güç karşısında insanların haklarını koruyacak kavram, “hürriyet”tir. Bu açıdan bakmalıyız.
Azerbaycan’da ve Orta Asya cumhuriyetlerinde “düzenlenmiş seçimler”le otokratik iktidarların bulunduğu bir gerçektir. Doğu Avrupa’da bile demokrasinin sıkıntılar yaşadığı düşünülürse bu cumhuriyetlerdeki durum kolayca anlaşılabilir.
Hangi gelenekle, hangi köklü kurumlara dayanarak demokrasi olabilirdi?.. Feodal istibdattan komünist komünist totaliter diktatörlüğe sürüklenmişlerdi.
Fakat Azerbaycan farklı olmalıydı. Çünkü Azerbaycan “Ceditçilik” ve “Ziyalılar” (Aydınlar) denilen Türk aydınlanma hareketinin en erken merkezlerinden biriydi.
AZERBAYCAN AYDINLARI
Azerbaycan’ı ben daima ikinci vatanım gibi hissettim. Gençlik heyecanlarımda, “Azerbaycan Turan yolu” idi. Kapılar açıldığında Sovyet coğrafyasında ilk gittiğim ülke Azerbaycan’dı.
Lider Ebulfez Elçibey, bu çağın Dede Korkut’u Bahtiyar Vahapzade, Oğuzlar tarihi uzmanı Prof. Süleyman Aliyarov, Azerbaycanlı Kadınlar Müdafaa-i Hugug Cemiyeti’nın sadrı (başkanı) Dilara Aliyeva… Duygulu sohbetlerimiz… Namık Kemal ve Ziya Gökalp’i de Hüseyinzade Ali ve Hasan Zerdabi’yi de aynı aşinalıkla anmış, kitapları hakkında konuşmuştuk.
Dilara Hanım bir Atatürk hayranıydı. Evinde “Kalpaklı Kemal Paşa” portresi vardı.