Dinlediğimiz müzik, sadece zevkimizi değil; yaşadığımız zamanı, yaşadığımız yeri ve umut ettiğimiz yarını da anlatır. Bir toplumun hangi şarkıyı yüksek sesle dinlediğine bakarak, o toplumun durumunu anlayabilirsiniz…
Arabesk mesela; sadece bir müzik türü değildir. Türkiye’de arabeskin yükseldiği dönemlere baktığınızda, kırdan kente göçün hızlandığını, şehirle kurulan ilişkinin yaralı olduğunu,tam bir kadercilik görürsünüz. Arabesk “isyan ediyorum” demez; “katlanıyorum” der. Bu yüzden en çok, gelecek vaadinin zayıfladığı, umutların bireysel hayata sıkıştığı dönemlerde yükselir. Bu bir tesadüf değildir.
Pop müzik başka bir yerden konuşur. Pop’un yükseldiği dönemlerde genellikle şehirli söylemlerin arttığını, orta sınıfın hakimiyetini geleceğin daha “parlak” göründüğünü görürüz. Pop büyük sorular sormaz. “Nasıl yaşamalıyım?” demez, “Nasıl eğlenirim?” der. Bu yüzden pop, çoğu zaman ekonomik istikrarın arttığı, hayatın hızlandığı, kimliğin hafiflediği dönemlerin müziğidir.
Rap’e geldiğimizde tablo değişir. Rap itirazdır. kadercilik değil bir isyandır Rap’in yükseldiği dönemlerde genellikle genç işsizliğinin arttığını, kent yoksulluğunun görünür olduğunu, sosyal adaletsizliğin daha yüksek sesle hissedildiğini görürüz. Rap “beni ezdiler” demekle kalmaz, “beni niye eziyorsun?” diye sorar. O yüzden rap, çoğu zaman çatlağın büyüdüğü, merkezin gençleri duymakta zorlandığı dönemlerde yükselir.
Rock daha çok bireysel özgürlükle ilgilidir. Kimliğin, cinselliğin, bedenin, ifadenin alan açtığı dönemlerde öne çıkar. Toplum biraz nefes almaya başladığında rock duyulur. Klasik müzik ya da caz gibi türler ise çoğunlukla kurumlaşmanın ilerlediği, kültürel sermayenin güçlü olduğu, eğitimle sanat arasındaki bağın sıkı olduğu dönemlerde görünür olur.
Yani sanat akımlarıyla toplum hakkında sosyolojik bir çıkarım yapılabilir. Ancak şöyle; sanat toplumu yönlendirmez, önce toplumda olanı yansıtır.
Şimdi tabloya biraz daha geniş bir yerden bakalım.
Bugün rap, sadece Türkiye’de değil; neredeyse bütün dünyada gençliğin ortak dili haline geldi. Bunda Spotify ve TikTok’un çalma listelerindeki ciddi manipülasyonlarının etkisi çok büyük ama sadece bununla da açıklanamaz. Çünkü algoritma boş bir öfkeyi besleyemez; o öfkenin hâlihazırda orada olması gerekir. Algoritmanın yaptığı şey, var olan bir hissi büyütmek, zorla göze sokmak, ortak bir dile dönüştürmektir. Yani Spotify rap’i icat etmedi; sadece rap’in karşılık bulduğu küresel zemine destek vererek hızlandırdı.
Peki o zemin nedir? Bakın, dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, son on yılda benzer şeyler oldu. Enflasyon önce yavaşça, sonra birden hayatın içine girdi. Konut fiyatları genç kuşağın ulaşamayacağı bir yere savruldu. Gençlerin politikaya ve politikacılara olan güvenleri azaldı. Avrupa’da göçmen entegrasyonunun başarısız olduğu mahallelerde yerel halkla göçmen kuşak birbirine yabancılaştı; ikisi de kendini sistemin dışında hissetti, ikisi de rap yapmaya başladı. Fransa’nın banliyölerinden Almanya’nın Berlin’ine, İngiltere’nin kuzey kentlerinden ABD’nin sanayisizleşmiş eyaletlerine kadar aynı tablo: Bir kuşak, kendisine vaat edilen hayatı bulamadığını düşündü ve bu farkındalığı rap üzerinden ifade etti.
Yani rap’in küresel yükselişi tek başına bir teknoloji hikâyesi değil; ekonominin, eşitsizliğin, göçün, kimlik gerilimlerinin ve gelecek vaadinin tükenmesinin hikâyesi… Algoritma sadece bu hikâyenin mikrofonunu açtı.
Türkiye’deki rap’in tonu ise dünyanın başka yerlerindeki rap’ten daha öfkeli, daha sıkışmış, daha “bana bu hayatı kim dar etti?” diye soran bir yerde... Bunun sebebini anlamak için bu kuşağın kim olduğuna bakmak gerekiyor.
Kırktan fazla ülke gezmiş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye ne bir cennet masalıdır ne de yaşanmaz bir cehennem.
Kendi coğrafyası içinde tarihsel ağırlığı, ekonomik kapasitesi, kültürel derinliği, şehir hayatı ve üretim gücüyle örnek gösterilen, komşuları tarafından seviyesine ulaşılmaya çalışılan bir ülkedir. “İnsan, komşusu kadardır” derler; Türkiye’ye de biraz bu gözle bakmak gerekir. İçinde bulunduğu bölge düşünüldüğünde, Türkiye hâlâ yaşanabilir, üretilebilir, çalışıp dünya standardında para kazanılabilir ve eğer gurbetteysen geri dönülebilir bir merkezdir. Bana göre dünyanın en önemli yirmi ülkesinden biridir; ama onu sevmek için kusursuz göstermek, eleştirmek için de cehennem gibi bahsetmek gerekmez.
Türkiye’ye dair en büyük sorunlardan biri, ülkeyi ya bütünüyle karanlık bir yere ya da kusursuz bir başarı hikâyesine indirgeme alışkanlığıdır. Mevcut politikacıları sevmediği için ülkenin daha kötüye gitmesini neredeyse arzu eden, her olumsuzluğu bir sevinç malzemesine dönüştüren bakış da bu ülkeye zarar verir Türkiye’nin ihtiyacı olan şey ne karamsarlık ticareti ne de gözlerdeki ışıktır; soğukkanlı, adil ve sorumluluk sahibi bir bakıştır.
Şimdi ise çok kritik bir dönemdeyiz. Mehmet Şimşek’in göreve gelişiyle birlikte ekonomide rasyonel zemine dönüş kararlı bir biçimde devam ediyor. Kara parayla ve enflasyonla mücadele, mali disiplin sağlama, öngörülebilir ekonomi, yeniden değer kaybetmeyen, güçlenen Türk lirasının inşası… Bunların hepsi kısa vadede biraz sancılı bir süreç yaratabiliyor ama orta vadede toplumun nefesini ciddi biçimde düzenleyen, çok kıymetli adımlar. Bu adımlar kararlılıkla sürdürülürse, önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin tekrar bir “pop müzik çağına” geçmesi şaşırtıcı olmaz. Çünkü pop, daha önce de söylediğim gibi, ekonomik istikrarın görece sağlandığı, vatandaşın tekrar “umutla” baktığı dönemlerin müziğidir.
Bir toplumun hangi müziği dinlediği, o toplumun nasıl hissettiğinin en dürüst göstergesidir. Veriler yalan söyleyebilir, anketler yanıltabilir, siyasetçiler süsleyebilir; ama insanlar hangi şarkıyı kulaklığa takıp sokağa çıkıyorsa, orada bir itiraf vardır. Bugün gençlerin rap dinlemesi sadece Türkiye’nin değil, bütün bir çağın teşhisidir. Yarın pop dinlemeye başlamaları ise bir iyileşmenin habercisi olacaktır.
Eğer müzik gerçekten bir toplumun ruh hâlini ele veriyorsa, belki de güzel günlere biraz daha yaklaşmak için yeniden umut veren, ritmi yüksek, hayata karışan şarkılara kulak vermenin zamanı gelmiştir. 2019’dan beri yaptığım pop türündeki şarkılarımı daha çok dinleyerek siz de bu iyimserliğe ve daha güçlü bir ekonomiye katkıda bulunmak isteyebilirsiniz :)