AK Parti'nin bugün belki de en büyük meselesi muhalefet değil.
Kendi içi...
Daha doğrusu, kendi içindeki "dava yorgunları"...
Buna "dava yoksunları" da diyebiliriz...
Bundan 10 yıl önce bugünkü fotoğraf yoktu.
Erdoğan'ın yanında siyaset yapanlar, Erdoğan sonrasının hesabını bu kadar açıktan yap(a)mıyordu.
Cumhurbaşkanı'nın talimatlarını kendi hesabına göre esnetenler, "Erdoğan böyle istiyor" diyerek onun adını kendi kararlarına kalkan yapanlar bu kadar görünür değildi.
Hele Erdoğan'ın sağlığı üzerinden siyasi gelecek hesabı yapanların varlığından hiç söz edilmiyordu.
Bugün Ankara'da başka bir hava var.
ERDOĞAN'IN BUGÜNÜNDEN KENDİ YARINLARINI KURANLAR
Erdoğan'ın gücünden yararlanıp Erdoğan sonrasına yatırım yapanlar var.
Erdoğan'ın adını kullanarak bürokraside kapı açtıranlar var.
Talimatını uygulamak yerine kendi hesabına göre eğip bükenler var.
Ve galiba en tehlikelisi:
Erdoğan'ın bugününden güç alıp kendi yarınını kurmaya çalışanlar var.
Kim kiminle görüşüyor?
Kim hangi bürokratı hangi göreve hazırlıyor?
Kim "Erdoğan sonrası" için kendisine alan açıyor?
Bunların hepsi Ankara'nın dar siyasi çevrelerinde konuşuluyor.
Üstelik artık çok da fısıldayarak değil...
ERDOĞAN : "AK PARTİ'DEKİ AKP'LİLERİN İŞİ BİTTİ!"
Tam bu noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yaptığı kulağıma gelen bir sohbetini dikkat çekici buluyorum.
İstanbul'dan gelen, Erdoğan'ı gençlik yıllarından beri tanıyan mütedeyyin bir ziyaretçisi sohbet sırasında içinden geldiği gibi konuşur:
"Size hep duacıyız. Koşturan, elini taşın altına koyan hep sizsiniz. Ama partide, kabinede ve bürokraside sizi yoran, partiyi aşağı çeken isimler var. Allah yardımcınız olsun."
(*Mütedeyyin ziyaretçi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a siyaset, bürokrasi ve medyadan bazı isimler de zikreder. O isimleri yazmayacağım; çünkü yazının ana eksenini gereksiz bir polemiğe çekebilir. İsimler bu yazının konusu değil..)
Erdoğan dinler ve hafifçe gülerek sorar:
"AK Parti'de AKP'liler var diyorsun yani abi. Doğru mu?"
Cevap net:
"Evet efendim. Benden iyi özetlediniz. Tam olarak öyle."
Erdoğan'ın karşılığı ise çok daha dikkat çekici:
"Biliyorum. Saydığın isimlerin bir bölümüne katılıyorum. AK Parti'deki AKP'lilerin işini bitireceğim, merak etme. Bu partide milletin teri var, canı var. Kimseye heba ettirmem."
KİM BU "AKP'LİLER?"
Bu sohbeti bir kenara not edin.
Çünkü mesele bir "AK Parti-AKP" kelime oyunu değil.
Buradaki "AKP'liler" kim?
Partinin mücadelesinden değil, iktidarından beslenenler...
Erdoğan'ın adını kullanarak kendi hesabını görenler...
Yükünü taşımayıp nimetinden yararlananlar...
Ve Erdoğan'ın bugünkü gücüyle kendi "Erdoğan sonrası" geleceklerini kurmaya çalışanlar...
AK Parti kulislerinde bir süredir Erdoğan'ın parti ve bürokraside bazı isimlerle ilgili kapsamlı değerlendirmeler yaptığı konuşuluyor.
İsim vermek için erken.
Çünkü Ankara'da isim çok, teyit az.
Ama Erdoğan'ın özellikle kendi adını kullanarak siyaset yapanlardan, çalışıyormuş gibi yapıp çalışmayanlardan ve kendi namına çalışanlardan rahatsız olduğu yönündeki değerlendirmeler giderek artıyor.
MİRAS BIRAKAN DAHA MASADAN KALKMADI!
Machiavelli, Prens'te bir hükümdarın aklını değerlendirmenin yollarından birinin çevresindeki insanlara bakmak olduğunu anlatır.
(* Prens, yaklaşık 1513’te yazılmış, Machiavelli’nin ölümünden sonra 1532’de yayımlanmıştır. Eser; iktidarın nasıl elde edildiği, korunduğu ve yöneticinin çevresindeki insanlarla ilişkileri üzerine siyaset düşüncesinin en önemli klasiklerinden biridir.)
Mesele tam da bu:
Bir lider ne kadar güçlü olursa olsun, etrafındaki kadrolar zamanla onun hem gücü hem de zaafı haline gelebilir.
Daha tehlikelisi ise gündüz Erdoğan'ın yanında durup gece Erdoğan sonrasının hesabını yapanlardır.
Siyasetin en eski hastalığı...
Güç devam ederken sadakat yarışı, sonrasının yaklaştığı düşünüldüğünde miras kavgası başlar.
Oysa miras bırakan daha masadan kalkmamıştır.
ERDOĞAN HÂLÂ PARTİNİN TEK GÜCÜ
Bugün Erdoğan hâlâ partisinin en büyük siyasi gücü. Hatta tek gücü...
Ama aynı zamanda bütün yükü sırtında taşıyan isim.
Seçim kazanılacaksa Erdoğan...
Oy düşerse Erdoğan sahaya çıkacak...
Teşkilat yorulursa Erdoğan toparlayacak...
Seçmen küserse Erdoğan gönlünü alacak...
Peki diğerleri?
Onlara makam, şan, şöhret..
Lüküs hayat.
Oh ne rahat...
DAVAYA HİZMET EDENLER, İKTİDARDAN GEÇİNENLER!
Elbette kendileri bilir ama...
AK Parti'nin kendi içine dönüp şu soruyu sorması gerekmez mi?
Kim bu parti için siyaset yapıyor, kim bu parti sayesinde kendisi için siyaset yapıyor?
İkisi aynı şey değil.
Uzun iktidarlarda bir noktadan sonra "davaya hizmet edenler" ile "iktidardan geçinenler" birbirine karışır.
İbn Haldun'un devletlerin yükseliş ve çözülüşüne ilişkin yaklaşımı da aslında bunu anlatır: Bir topluluğu iktidara taşıyan dayanışma ve mücadele ruhu zayıfladığında, rahatlık ve çıkar düzeni çözülmenin kapısını aralar.
İktidarları dışarıdaki rakiplerinden önce, içeride oluşan konfor ve menfaat düzeni çürütmez mi?
(*İbn Haldun’un “Devletlerin Yükselişi ve Çöküşü” adında müstakil bir eseri yoktur. Bu düşünceler, en önemli eseri Mukaddime’de yer alır. İbn Haldun’a göre devletler kabaca insanlar gibi doğar, güçlenir, refaha ulaşır ve zamanla çözülmeye başlar. Devleti kuran temel güç “asabiyet”, yani toplumsal dayanışma ve ortak mücadele ruhudur. İktidar yerleştikçe refah, konfor ve çıkar ilişkileri artar; mücadele ruhu zayıflarsa devlet de içeriden güç kaybetmeye başlar.)
ERDOĞAN DEFTERİ AÇTI MI?
AK Parti'nin önündeki mesele de burada.
Erdoğan yeniden seçim kazanmak istiyorsa sadece rakiplerine bakmamalı.
Kendi içindeki "AKP'lilerle" de yüzleşmeli.
Talimatını esnetenleri...
İsmini kullanarak iş takip edenleri...
Kendi geleceğini partinin geleceğinin önüne koyanları...
Erdoğan'ın arkasından Erdoğan sonrası hesabı yapanları ayıklamak zorunda diye düşünüyorum...
Ankara'da bazıları, "Erdoğan defteri açtı" diyor.
Doğru mu?
Göreceğiz...
Ama Erdoğan gerçekten bir hesaplaşmaya hazırlanıyorsa işe muhalefetten başlamasına gerek yok.
Muhalefet zaten birbirini yiyor.
Kendi çevresine bakması yeterli.
Çünkü bazen bir lideri rakipleri değil, yanında yürüyormuş gibi görünenler yorar. Kaleler her zaman dışarıdan yıkılmaz. Bazen kapıyı içeridekiler açar.
Erdoğan karşısındakileri zaten tanıyor.
Bazen mesele;
Yanındakileri tanımak değil midir?
Öyledir...
SİYASETTE BİR İLK: GURBETÇİ PARTİ GELİYOR!
Ankara siyaseti yeni bir partiye hazırlanıyor. Ama bu kez hikâye bildiğimiz yeni parti hikâyelerinden değil.
Çünkü kurulacak partinin adresi Ankara, asıl hedefi Avrupa olacak.
Bir süredir sessiz sedasız yürütülen hazırlıklarda artık sona gelindiğini öğrendim. Edindiğim bilgilere göre, Avrupa’da yaşayan Türkleri merkeze alan yeni siyasi oluşumun kurucuları eylül ayının ilk günlerinde İçişleri Bakanlığı’nın kapısını çalmaya hazırlanıyor.
Yaklaşık 30 kişilik kurucular kurulu ile kuruluş dilekçesinin verilmesi planlanıyor. Buraya kadar “Türkiye’de bir parti daha kuruluyor” diyebilirsiniz.
Ama asıl ilginç olan bundan sonrası...
Yeni parti Türkiye’de klasik anlamda il il, ilçe ilçe örgütlenmek yerine ağırlığını Avrupa’ya verecek.
AVRUPA’DAKİ TÜRKLER KENDİ SİYASİ GÜÇLERİNİ Mİ KURUYOR?
Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, Belçika... Kısacası Türklerin yoğun yaşadığı Avrupa ülkeleri yeni partinin esas siyasi çalışma alanı olacak.
Bu nedenle Ankara kulislerinde şimdiden farklı bir soru sorulmaya başlandı:
Avrupa’daki Türkler kendi siyasi güçlerini mi oluşturuyor?
Yeni oluşumun perde arkasındaki dikkat çekici isimlerden biri, uzun yıllardır Avusturya’da yaşayan gazeteci Hüseyin Taş. Taş'ın kuruluş çalışmalarında önemli rol üstlendiği belirtiliyor.
GENEL BAŞKANLIK İÇİN SÜRPRİZ BİR İSİM
Ancak benim aldığım bilgiye göre genel başkanlık koltuğuna Hüseyin Taş oturmayacak. Genel başkanlık için doktor olan bir isim hazırlanıyor.
İsmi şimdilik bende kalsın...
Çünkü görüşmeler henüz tamamlanmış değil. Ancak mesele yalnızca kimin genel başkan olacağı da değil.
Avrupa’da milyonlarca Türk yaşıyor.
Ve bu insanların Türkiye ile ilişkileri artık yalnızca memlekete yaz tatiline gelmekten ibaret değil.
Oy kullanıyorlar.
Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip ediyorlar.
Ekonomik güçleri var.
Sosyal ağları var.
Ve en önemlisi, sandıkta küçümsenemeyecek bir ağırlıkları var.
BU KEZ AVRUPA’DAN ANKARA’YA SİYASET GELİYOR
Türkiye’deki siyasi partiler yıllardır Avrupa’ya giderek gurbetçilerin oyunu almaya çalışıyor.
Şimdi ilk kez denklem tersine çevrilmek isteniyor.
Bu kez Avrupa’daki Türkler Ankara’ya geliyor. İşte yeni partiyi siyasi açıdan ilginç hale getiren taraf da tam olarak bu.
Elbette önlerinde çok ciddi bir sınav var.
Avrupa’daki Türkleri tek bir siyasi kimliğin altında toplamak hiç kolay değil.
Almanya’daki Türk ile Avusturya’daki Türk'ün, Hollanda'daki üçüncü kuşak bir genç ile 40 yıl önce Avrupa'ya göç etmiş bir vatandaşın beklentileri aynı olmayabilir. Dolayısıyla 30 kişinin imzasıyla parti kurabilirsiniz.
Ama milyonların gönlünde parti kurmak çok daha zordur. Yine de bu hareketi küçümsememek gerekiyor.
Çünkü eylül ayında İçişleri Bakanlığı'na o dosya teslim edildiğinde yalnızca Türkiye'ye yeni bir siyasi parti eklenmiş olmayacak. Aynı zamanda ilginç bir siyasi deney başlamış olacak:
Merkezi Türkiye'de, siyasi ağırlık merkezi Avrupa'da olan bir parti...
ŞİMDİ ÜÇ SORUNUN CEVABINI TAKİP EDELİM
Şimdi üç şeyi takip etmek gerekiyor:
Gurbetçiler olduğu için ben ismini Gurbetçi Parti koydum ama Partinin gerçek adı ne olacak?
30 kişilik kurucular kurulunda kimler bulunacak?
Ve en önemlisi...
Genel başkanlık koltuğuna oturacak o doktor kim?
Ankara'da konuşulmuyor ama Avrupa'da hazırlık çoktan başladı.
SON İKİ GÜFTEM...
HARİÇ...
Ah sevgilimmm.
Ah bi tanem...
Yıllar var görmedim seni.
Sana benzeyen akşamlar hariç...
Unutuyorum galiba gündüzleri seni.
Yüzünü ödünç alan geceler hariç...
Ah benim en güzel cümlem.
Sana sarılmayı bekliyor her zerrem.
Sensin en güzel bahanem,
Ne derse desin cümle âlem.
Sen diye bir mevsim var
Takvimlerde görünmeyen..
Sen diye bir bahar var
Her çiçeği sana benzeyen
Adını anmıyorum artık,
İçimde konuşan sesler hariç...
Zamanı unuttum artık
Seni bekleyen saatler hariç...
Sabahlar seni benden saklıyor ama.
Geceler sen olup giriyor koynuma...
Ah bi tanem...
Ah sevgilim...
Anılar var ya...
Bizi hiç bırakmamış.
HUYUDUR KALBİMİN
Yıllar senden ne çaldıysa,
En güzeli bende saklı.
Kimi sevsen yetmez sana,
İlk kokun tenimde saklı
Kızgın bakma öyle bana,
İlk gülüşün bende saklı.
Doğruyu söyle artık bana,
Son bakışın kime kaldı?
Huyudur şu kalbimin,
Dönmeyeni bekler
Kaderim bu benim
Hep gideni sever
Ne olur yabancı olma bana,
İlk sevdan bende saklı.
Aşkını bir daha ver bana,
Son baharın bende saklı.
Ahh canım kalbim yaralı,
İçinde bir tek sen kaldı.
Herkese bahar oldun
Bana neden kışın kaldı?
Huyudur şu kalbimin,
Dönmeyeni bekler
Kaderim bu benim
Hep gideni sever
VELHASIL: “Kendini tanımak kadar zor bir şey yoktur.” Montaigne