PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Gazeteci yaşarken de hatırlanmak ister
Tuğrul Sarıtaş
YAZARLAR
11 Ekim 2026 Pazar

Gazeteci yaşarken de hatırlanmak ister

ÖDÜLLER VE MUSALLA TAŞI

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından verilen Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri, bu yıl meslekte 50 yılını doldurmuş ve 70 yaşından gün almış 30 gazeteciye takdim edilmiş.

Ödül alan tüm meslektaşlarımı yürekten kutluyorum. Yıllarını bu mesleğe adamış gazetecilerin emeklerinin hatırlanması, elbette kıymetlidir.

Ancak insan ister istemez düşünüyor…

Gazetecilikte yarım asrı geride bırakmak, yalnızca takvim yapraklarının eksilmesi değildir. O yıllar; uykusuz geceler, yetiştirilmeye çalışılan haberler, yollarda geçen ömürler, tanıklık edilen acılar ve tarihe düşülen notlarla doludur.

Mesleğin zirvesine ulaşmış, yıllarını kalemine adamış gazeteciler hep aynı şeyi söyler:

“Gazetecinin emeklisi olmaz. Bizler ömür boyu gazeteciyiz!”

Nitekim 75, 80, 85, hatta 90 yaşını geçmiş olmasına rağmen köşe yazan, fotoğraf çeken, haber peşinde koşan gazetecilerimiz var.

Çünkü her mesleğin bir emekliliği olabilir ama gazetecilik, insanın yüreğinde taşıdığı bir meslektir. Kalemini bıraksa bile insanın içindeki haber merakı susmaz.

Kısacası, gazetecilik bazen son nefese kadar devam eder.

“Yaşadıkça ne günler görüyor insan.
Genç, yaşlı dinlemiyor zaman…”

Bir ömür başkalarının hikâyesini yazmak…

Gazetecilik, gerçekten de garip bir meslektir.

Bir ömrü kelimelere sığdırırsın ama çoğu zaman kendi hikâyeni bir satıra bile sığdıramazsın.

Çünkü sen hep başkalarının hikâyesini yazarsın.

Her yeni gün, bizim için yeni bir romanın ilk sayfasıdır. Bir trajediyle uyanır, bazen bir komediyle günü tamamlarız. Kimi zaman bir annenin feryadına, kimi zaman bir çocuğun gözyaşına, kimi zaman da bir insanın hayata tutunma mücadelesine tanıklık ederiz.

Ve her haberle birlikte içimizden bir parça daha eksilir.

Çünkü unutulmaması gereken bir gerçek var:

Gazeteci de insandır!

İnsanın olduğu her yerde gözyaşı da vardır, kahkaha da… Acı vardır, umut vardır, vefa vardır, ihanet vardır.

Bazı haberleri yazarken yüreğin ağzına gelir, parmakların titrer. Öyle anlar olur ki içinden ağlayarak yazarsın ama okuyanı gülümseten bir haber çıkar kaleminden.

Çünkü biz çoğu zaman duygularımızı satır aralarına gömeriz. Kimse fark etmesin isteriz. Haberimizi yapar, görevimizi tamamlar ve bir sonraki olayın peşine düşeriz.

Peki, ya bizim hikâyemiz?

Onu kim yazar?

58 yıllık meslek hayatım…

Ben meslek hayatım boyunca gerçeklerin peşinden gittim.

Doğruya doğru, yanlışa yanlış dedim. Düşündüklerimi dobra dobra yazdım. Kimsenin hatırına gerçeği eğip bükmedim, kimsenin önünde kalemimi eğmedim.

Meslekte 58. yılım… Yaşım 75!

1968 yılında Ankara'nın Rüzgârlı Sokak'ında, ULUS gazetesinde gazeteciliğe ilk adımımı attım.

O gün bugündür nice olaylar gördüm, nice insanlarla karşılaştım. Haberler yaptım, röportajlar gerçekleştirdim, belgesel çekimlerinde bulundum, fotoğraflar çektim. Yurt içinde ve yurt dışında görevler yaptım, kitaplar yazdım.

Yıllar geçti, dünya değişti, teknoloji değişti, gazetecilik değişti. Ama benim değişmeyen bir ilkem oldu:

Doğru ve dürüst habercilik benim kırmızı çizgimdir!

Gecemi gündüzüme kattım ama kalemimi satmadım. Kimsenin nalıncı keseri olmadım. Mesleğimi yalnızca bir iş olarak değil, hayatımın bir parçası olarak gördüm.
Allah ömür verdiği sürece de yazmaya, üretmeye ve haberin peşinden koşmaya devam edeceğim.

Çünkü benim hayatımın adı gazetecilik!

Peki, bazı gazeteciler neden unutuluyor?

Gelelim kafama takılan konuya…

TGC'nin açıklamasına göre Burhan Felek Basın Hizmet Ödülleri, meslekte 50 yılını doldurmuş ve 70 yaşından gün almış cemiyet üyeleri arasından seçilmiş.

Değerli meslektaşım İlhan Kuyucu ile bu açıklama üzerine telefonda konuştuk.

Ben 75, İlhan 76 yaşında…

İkimizin de meslek kıdemi 58 yıl!
Üstelik TGC'nin eski üyelerindeniz.

Konuşurken güldük, güldük…

“Biz herhâlde daha 40 yaşındayız!” dedik.

Elbette mesele yalnızca bir ödül almak değil. Bizim derdimiz, bir plaketin ya da bir belgenin peşinde koşmak hiç değil.

İster versinler, ister vermesinler… Bizim de kendi hayatımızda biriktirdiğimiz başarılarımız, anılarımız ve gurur duyduğumuz eserlerimiz var.

Ancak insan sormadan edemiyor:

Her yıl ödül verilen bu süreçte, yıllarını gazeteciliğe adamış bazı duayen meslektaşlarımız neden görünür olmuyor?

Seçici kurul hangi ölçütleri esas alıyor? Adayların değerlendirilmesinde hangi kriterler dikkate alınıyor? Uzun yıllardır mesleğin içinde olan bazı isimler neden bu değerlendirmelerde yer almıyor?

Bunlar cevap bekleyen sorulardır.

Kimseyi hedef göstermek ya da emeği geçenlerin hakkını küçümsemek niyetinde değilim. Ödül alan meslektaşlarımızın emeklerine saygım var.

Ancak ödüllendirme süreçlerinde şeffaflık, açıklık ve hakkaniyet beklentisini dile getirmek de gazeteciliğin bir gereğidir.

Biz gazeteciyiz; sorarız, sorgularız, eleştiririz. Peki, sıra bizi ilgilendiren konulara geldiğinde neden susalım?

Eleştiriye de saygı duyun!

Biz haberlerimizde insanları, kurumları ve olayları eleştiriyoruz. Bazen bir haberimiz birilerini rahatsız ediyor. Hemen itirazlar yükseliyor:

“Biz gazeteciyiz!”

Evet, gazeteciyiz.

Ama gazeteci olmak, yalnızca eleştirmek değil, eleştiriye de açık olmak demektir.

Başkalarının yanlışlarını yazarken kendi kurumlarımızın, meslek örgütlerimizin ve mesleki uygulamalarımızın da sorgulanabileceğini kabul etmeliyiz.

Eleştiri düşmanlık değildir. Soru sormak saygısızlık değildir. Cevap beklemek de ödül talep etmek anlamına gelmez.
Bizim istediğimiz ayrıcalık değil; emeğin, kıdemin ve mesleki birikimin hangi ölçütlerle değerlendirildiğinin açıkça ortaya konulmasıdır.

Çünkü gazetecilikte güven, yalnızca başkalarından hesap sormakla değil, kendimize de aynı soruları sorabilmekle kazanılır.

Dost bildiklerin, sessizce sırtını döndüğünde…

Mesleğin bir de kimsenin kolay kolay konuşmadığı başka bir yüzü var.

En büyük darbeyi bazen dost sandıkların vurur sana.

Bir gün seni saygıyla selamlayan, ertesi gün yüzünü çevirebilir. Yıllarca birlikte çalıştığın, aynı haberin peşinde koştuğun insanlar bir bakmışsın seni unutmuş.

Çünkü bizim mesleğimizde dostluk da var, rekabet de… Vefa da var, vefasızlık da…

Ama bütün bunların arasında en ağır gelen şey, yıllarını verdiğin bir meslekte görünmez hâle gelmektir.

İşsiz kalmak, gazeteciliğin en sessiz çığlığıdır.

Ne kapını çalan olur ne telefonun çalar. Bir zamanlar haber yetiştirmek için koşturan, herkesin aradığı insan, bir gün sanki buhar olup uçmuştur.

Bugün gazetecilik dünyasında acı bir yaprak dökümü yaşanıyor.

Mesleğin emektarları, ustaları, duayenleri birer birer aramızdan ayrılıyor. Kimileri işsiz kalıyor, kimileri mesleğin dışına itiliyor, kimileri de yıllarca verdikleri emeğe rağmen unutuluyor.

Oysa gazetecilik yalnızca gençlerin, yalnızca ekranlarda görünenlerin, yalnızca gündemde kalanların mesleği değildir.

Bu mesleğin hafızası vardır. Tecrübesi vardır. Birikimi vardır.

Ve o hafızayı taşıyan insanlara sahip çıkmak, yalnızca bir vefa meselesi değil, aynı zamanda mesleğin geleceğine karşı bir sorumluluktur.

Bir gün haberin öznesi biz olacağız…

Biz yıllarca başkalarının acı haberlerini yazdık.

Kimi zaman bir ölüm haberini hazırladık, kimi zaman bir felaketi duyurduk, kimi zaman da bir vedayı satırlara döktük.

Her haberde hayatın ne kadar kısa olduğunu gördük ama ertesi gün yine işimizin başına geçtik.
Çünkü gazetecilik böyle bir şeydir. Hayat devam eder, haberler bitmez, zaman durmaz.

Fakat bir gün gelir, kara haberleri yazan ellerin kendisi o haberlerin konusu olur.

Bir bakmışsınız, yıllarca haber peşinde koşan adınız bir vefat ilanında, bir gazete kupüründe ya da bir musalla taşının başında anılır.

İşte o zaman insanın aklına şu soru gelir:

Bunca yılın emeği, bunca haber, bunca mücadele geride ne bırakacak?

Belki bir kitap…

Belki sararmış gazete kupürleri…

Belki eski bir fotoğraf…

Belki de yıllar sonra birilerinin hatırlayacağı birkaç cümle…

Ama bütün bunların ötesinde, gerçeğin peşinde geçirilmiş bir ömür kalacak.

Ve belki de en acısı şu olacak: İnsan hayattayken hatırlanmayı beklerken, değeri ancak ardından konuşulmaya başlanacak.

Biz hep hancıyız!

Hayat bir yolculuk…

İnsanlar gelir, insanlar geçer. Makamlar değişir, koltuklar el değiştirir, gündemler unutulur. Dün manşet olan, bugün bir gazete arşivinin tozlu raflarında kalabilir.

Ama gazetecinin tanıklığı, tarihin belleğinde yaşamaya devam eder.

Biz hep hancıyız. Misafirler gelir geçer; biz ise son nefesimize kadar haberciyiz.

Kalem tutan elimiz, yürüyen ayağımız, gören gözümüz ve gerçeği arayan yüreğimiz olduğu sürece yazmaya devam edeceğiz.

Çünkü gazetecilik yalnızca bir meslek değildir. Bir tanıklıktır. Bir mücadeledir. Bazen bir vicdan sınavı, bazen de insanın kendisiyle yaptığı ömürlük bir anlaşmadır.

Kelimeler uçar…

Ama anılar kalır.

Fotoğraflar kalır.

Kitaplar kalır.

Sararmış gazete kupürleri kalır.

Ve bütün bunlar, yıllar sonra bile sessizce haykırır:

“Buradaydık. Gördük. Yazdık. Tanıklık ettik.”

Gazetecilik bitmedi.

Bitmeyecek!

Bayrağı yere düşürmeden taşıyan, tüm zorluklara rağmen gerçeğin peşinden yürüyen, mesleğine onuruyla sahip çıkan bütün meslektaşlarıma selam olsun.

Son sözüm, yıllarını bu mesleğe adamış duayen gazetecilerin dilinden:

“Bizim ödüllerimizi mezar taşımıza takarlar belki!”

Ne acı bir söz…

Dilerim hiçbir gazetecinin emeği, kıymeti ve hatırası ancak ölümünden sonra hatırlanmaz.

Çünkü bir insanın değerini yaşarken bilmek, ardından ağıt yakmaktan çok daha anlamlıdır.

Gazetecinin ödülü yalnızca bir plaket değildir. Gerçeğe sadık kalmış bir ömür, onurla taşınmış bir kalem ve ardında bırakılan izdir.

Ama unutmayalım:

Gazeteci yaşarken de hatırlanmak ister.

Saygıyla…
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime