Vicdan sustuğunda, çıkar konuşur.
Bir serinin sonunda kalan tek soru: kim ne pahasına sustu?
Bu seri bir suçlamadan çok bir aynaydı.
Kalemi olanlara, konuşması gerekenlere, görüp de susanlara tutulmuş bir ayna…
İlk yazıda suskunluğu konuştuk.
Konuşması gerekirken susanları, hakikatin kenarında duranları…
İkinci yazıda konfor düzenini gördük.
Hakikati değil, rahatı seçen görünmez sistemi…
Üçüncü yazıda görmezden gelinen gerçeği anlattık.
Herkesin bildiği ama kimsenin dokunmadığı o sessiz çürümeyi…
Dördüncü yazıda ise ünvanın gölgesini…
Sıfatların bazen hakikatin önüne nasıl perde çektiğini…
Ve şimdi soru daha çıplak:
Bütün bunların bedelini kim ödüyor?
Cevap basit ama ağırdır:
Vicdan.
Çünkü susanlar kazanır gibi görünür…
Konfor korunur…
Unvanlar zarar görmez…
Sistem devam eder…
Ama bir şey eksilir.
Yavaş yavaş, sessizce, fark edilmeden:
Vicdan eksilir.
Bir toplumda vicdan eksilmeye başladığında artık hiçbir şey yüksek sesle yıkılmaz.
Her şey yavaş yavaş çözülür.
Bir çocuk haberi sıradanlaşır.
Bir adaletsizlik “gündem değil” diye geçiştirilir.
Bir yanlış “her yerde var” diye normalleştirilir.
Ve en tehlikelisi başlar:
Alışmak.
Kalem burada ikiye ayrılır:
Bir taraf yazmayı meslek yapar.
Diğer taraf yazmayı sorumluluk.
Bir taraf hesabı korur.
Diğer taraf hakikati.
Ama en sonunda hepsi aynı gerçeğe gelir:
Söz, bedelsiz değildir.
Konuşmak risklidir.
Susmak da.
Ama fark şudur:
Konuşanlar sadece kendini riske atar.
Suskunlar ise toplumu.
İlk dört yazının toplamı bize şunu söyledi:
- Suskunluk bir tercih
- Konfor bir düzen
- Görmezden gelmek bir alışkanlık
- Unvan bazen bir perde
Ve bütün bu parçaların birleştiği yer şudur:
Vicdanın geri çekilmesi.
Bu yüzden bu seri bir eleştiri değil sadece…
Bir hatırlatmadır.
Çünkü unutulan şey şudur:
Hakikat kaybolmaz.
Sadece ertelenir.
Ve ertelenen her hakikat, bir gün daha ağır geri döner.
Son söz değil bu…
Son uyarıdır:
Bir toplumda herkes konuşuyor ama kimse hakikati söylemiyorsa,
Orada sorun bilgi değil, vicdandır.
Ve vicdanın bedeli her zaman vardır.
Bazen susarak ödenir.
Bazen konuşarak.
Bazen de geç kalınarak.
Ama mutlaka ödenir.