PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
KUDÜS’ÜN YARASI, GAZZE’NİN SOYKIRIMI
Tekin Öget
YAZARLAR
14 Eylül 2026 Pazartesi

KUDÜS’ÜN YARASI, GAZZE’NİN SOYKIRIMI

Siyonist İsrail Terör Örgütünün Sistematik Soykırımı ve İnanç Vahşeti

Siyonist İsrail rejimi, bir devlet mekanizmasından ziyade, küresel güçlerin himayesinde faaliyet gösteren ideolojik bir terör örgütü refleksleriyle hareket etmektedir. 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) sürecinden bugüne kadar uzanan tarihsel kesit, bu yapının sadece toprak gasp eden bir işgalci değil; bir medeniyet, bir inanç ve sivil insan onurunu bütünüyle yeryüzünden silmeyi hedefleyen soykırımcı bir organizasyon olduğunu tescillemiştir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın mukaddesatına yönelik postallı, silahlı saldırılar ile Gazze Şeridi’nde bütün dünyanın gözü önünde, modern çağın en ileri teknolojileriyle canlı yayında icra edilen vahşi katliamlar, insanlık tarihinin en büyük utanç vesikalarıdır.

 

Mescid-i Aksa’ya Yönelik Postallı Hürmetsizlik ve İşgal Terörünün Kronolojisi

Mescid-i Aksa, 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’yla Doğu Kudüs’ün fiziki işgale uğramasından beri siyonist fanatiklerin ve ağır silahlı terör polislerinin zamansal ve mekânsal bölünme projelerinin kanlı hedefidir. Kudüs’ün İslami köklerini ve hafızasını yok etmeyi amaçlayan kutsal mekâna yönelik en pervasız saldırılar şu şekildedir:

 

İlk İşgal ve Mağrip Mahallesi’nin Yıkımı: Doğu Kudüs'ü işgal eden siyonist ordu birlikleri, Mescid-i Aksa’nın El-Meğaribe Kapısı'nın anahtarlarına zorla el koydu. Caminin hemen bitişiğindeki 800 yıllık tarihi Mağrip Mahallesi iş makineleriyle yerle bir edilerek, Burak Duvarı önünde Yahudi ayinleri için geniş bir meydan açıldı ve bölgedeki yüzlerce sivil mülksüzleştirildi.

 

Büyük Aksa Kundaklaması: Avustralyalı fanatik bir siyonist terör sempatizanı olan Denis Michael Rohan, Mescid-i Aksa’yı kundakladı. Çıkan yangında, Selahaddin Eyyubi’nin Kudüs’ün fethi anısına yaptırıp camiye yerleştirdiği paha biçilemez tarihi ahşap minber bütünüyle kül oldu, caminin güney duvarı çöktü.

 

Aksa’nın Altındaki Sistematik Tünel Kazıları: İşgal yönetimi, Kudüs'ün altında antik krallık kalıntıları bulma bahanesiyle Mescid-i Aksa’nın ve Kıble Mescidinin temel duvarlarının altında derin tüneller kazmaya başladı. Bu gizli ve sistemli kazılar, cami yapısının zemininde derin çatlaklara ve fiziki olarak çökme riskine yol açtı.

 

El-Aksa Avlusundaki Kanlı Katliam: Mescid-i Aksa’nın avlusuna Süleyman Mabedinin temel taşını koymaya çalışan fanatik Yahudi örgütlerini engellemek isteyen sivil Filistinlilere işgal polisi gerçek mermilerle ateş açtı; olayda 21 Filistinli avluda şehit oldu, 800’den fazla kişi yaralandı.

 

Ariel Şaron Baskını ve İkinci İntifada: İsrail’in aşırı sağcı terör siyasetinin mimarlarından Ariel Şaron’un, binlerce ağır silahlı askerin koruması altında Mescid-i Aksa’nın avlusuna pervasızca girmesi fitili ateşledi. Kutsal mekânı kirleten bu provokasyon, Filistin halkının yıllarca sürecek İkinci İntifada direnişini başlattı.

 

Elektronik Turnike ve Kuşatma Girişimi: İsrail, Mescid-i Aksa’nın kapılarına metal arama dedektörleri, kameralar ve elektronik turnikeler yerleştirerek Müslümanların girişini tamamen kendi tekelinde bir vize sistemine bağlamaya çalıştı. Kudüs halkının günlerce sokaklarda, asfalt üzerinde namaz kılarak sergilediği sivil direniş sonucu geri adım atmak zorunda kaldı.

 

Ramazan Baskını ve Kıble Mescidinin İçinde Terör: Ramazan ayının son günlerinde Mescid-i Aksa’ya ses bombaları, plastik mermiler and göz yaşartıcı gazlarla vahşi bir baskın düzenlendi. Kıble Mescidinin içine giren postallı işgalciler, içeride ibadet eden cemaati darp ederek seccadeleri postallarıyla çiğnedi, tarihi camları ve mihrabı kırdı.

 

İtikaf Engellemesi ve Cami İçi Ters Kelepçe Vahşeti: Yahudi yerleşimcilerin fısıh bayramı bahanesiyle Aksa avlusunda kurban kesme çağrıları üzerine, camide itikafa giren sivil Müslümanlara vahşice müdahale edildi. Kıble Mescidi ’ne giren polisler, postallarıyla Filistinlileri yere yatırıp ters kelepçe vurdu, kadın ve çocukları darp ederek 400’den fazla sivili esir aldı.

 

Bakanlık Düzeyinde Baskınlar ve İbadet Yasakları: Aşırı sağcı siyonist bakanların resmi korumalar eşliğinde Mescid-i Aksa’ya yönelik provokatif baskınları kurumsal bir devlet politikası haline geldi. Müslümanların camiye giriş yaş sınırları tamamen kısıtlanırken, Yahudi fanatiklerin Aksa avlusunda ayin yapmasına silah zoruyla alan açılarak tarihi statüko bütünüyle delindi.

 

Gazze’de Canlı Yayında İcra Edilen Modern Çağın En Vahşi Soykırımı

Siyonist yapının Mescid-i Aksa'da sergilediği inanç hürmetsizliği, Gazze Şeridi’nde topyekûn bir halkı haritadan silmeyi amaçlayan, çoluk çocuk gözetmeyen bir etnik temizlik ve fiziki yok etme harekâtına dönüşmüştür. Uluslararası Adalet Divanı ve Birleşmiş Milletler raporlarında, bu terörün ulaştığı boyutlar şu şekilde tescillenmiştir:

 

Açlığın Bir Kitle İmha Silahı Olarak Kullanılması: Gazze’ye yönelik uygulanan tam abluka nedeniyle insani yardımların, temiz suyun, tıbbi malzemenin ve temel gıdanın girişi sınır kapılarında kasıtlı olarak engellenmiştir. Yardım tırlarının kilometrelerce kuyrukta bekletilmesi, bebeklerin açlıktan ölmesi ve un çuvallarına ulaşmaya çalışan çaresiz kalabalıkların üzerlerine tanklarla ateş açılması, modern dünyanın şahit olduğu en aşağılık yıldırma taktiğidir.

 

Sağlık Sisteminin Kasıtlı İmhası ve Toplu Mezarlar: Hastaneler, tıbbi tahliye hatları, ambulanslar ve un fabrikaları terör sığınağı iddiasıyla ayrım gözetmeksizin tonluk bombalarla hedef alınmıştır. Şifa ve Nasır hastaneleri başta olmak üzere birçok sağlık merkezinin bahçesinde, elleri arkasından kelepçelenerek canlı canlı gömülmüş ya da katledilmiş sivillere, doktorlara ve hemşirelere ait toplu mezarlar bulunmuştur. Yaralıların en temel tedavi hakkı elinden alınmış, anestezi malzemesi ve ilaç girişi engellenerek binlerce çocuğun bacaklarının ve kollarının narkozişlemsiz ampute edilmesi sağlanmıştır. Bu durum, tıp altyapısını bütünüyle çökerterek bir halkı biyolojik olarak yok etme cürmüdür.

 

Güvenli Bölgelerin Bombalanması ve Çadırlarda Canlı Canlı Yakılan Bebekler: Gazze halkına "güvenli bölge" ilan edilerek zorla göç ettirildikleri güney şeridi, Refah ve El-Mevasi çadır kampları savaş uçaklarıyla kasten hedef alınmıştır. Birleşmiş Milletler sığınaklarına ve naylon çadırlara atılan tonluk bombalarla bebeklerin, kadınların çadırlarda diri diri yanarak can vermesi, insanlık suçunun ötesinde barbarlığın en somut kanıtıdır. Gazze nüfusunun yüzde 90'ından fazlası evlerinden zorla sürülerek çöllere hapsedilmiş ve kalıcı tampon bölgelerle mülksüzleştirilmiştir.

 

Kültürel ve Dini Mirasın Yok Edilmesi Coğrafyanın Hafızasını Silme Girişimi: Soykırımcı niyetin en bariz kanıtlarından biri de askeri zorunluluk taşımayan yüzlerce yıllık tarihi camilerin, El-Ömeri Camisi gibi köklü İslam miraslarının, tarihi kiliselerin, kütüphanelerin ve arşiv merkezlerinin patlayıcılarla havaya uçurulmasıdır. Bu hamle, bir halkın sadece bugününü değil, geleceğini, hafızasını ve tarihsel köklerini de yeryüzünden silme amacını gütmektedir. Üniversitelerin ve okulların akademik kadrolarla birlikte akademik olarak patlatılması, eğitimli nesilleri yok etmeyi amaçlayan bir eğitim kırımı hamlesidir.

 

Yapay Zekâ Destekli Katliam Algoritmaları ve Batı Silah Endüstrisinin Suç Ortaklığı

Siyonist vahşetin bugüne kadar görülmemiş bir can kaybı oranına ulaşmasının arkasında, Gazze'yi yeni nesil kitle imha sistemlerinin test sahasına çeviren teknolojik bir barbarlık yatmaktadır. İşgal ordusu, "The Gospel" (Habsora) ve "Lavender" gibi yapay zekâ algoritmalarını devreye sokarak, sivil yerleşim yerlerini, apartmanları ve mülteci kamplarını otomatik hedef haline getirmiştir. İnsan analizinden ve vicdanından bağımsız olarak, sadece saniyeler içinde binlerce Filistinlinin ev koordinatlarını ölüm listelerine ekleyen bu yapay zekâ terörü, sivil zayiat oranlarını "kabul edilebilir hasar" adı altında sistematik olarak meşrulaştırmıştır. Bu dijital cinayet mekanizması, Batı dünyasının her gün Gazze’ye akıttığı tonluk bombalarla ve kesintisiz silah sevkiyatlarıyla beslenmektedir. Küresel egemenlerin soykırıma sağladığı bu teknolojik ve lojistik destek, katliamı sadece failin değil, tüm ortaklarının işlediği küresel bir insanlık suçuna dönüştürmüştür.

 

İnsanlığın Ortak Vicdanında ve Uluslararası Hukuktaki Hüküm

Siyonist işgalin inanç merkezlerine yönelik postallı saldırıları ile Gazze’de yürüttüğü soykırım, uluslararası hukukun emredici normlarını açıkça ihlal etmektedir. Uluslararası Adalet Divanı'nın ihtiyati tedbir kararlarına ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin tutuklama taleplerine rağmen durdurulmayan bu vahşet, sadece Filistin halkına karşı değil, insanlığın ortak vicdanına karşı işlenmiş en büyük cürümdür.

Mescid-i Aksa’nın avlusunda çiğnenen kutsal değerler ile Gazze çadırlarında yakılarak katledilen bebeklerin çığlığı, modern uluslararası sistemin ve batılı hamilerin çifte standartlı maskesini tamamen düşürmüştür. Tarih ve insanlık vicdanı; inancı, onuru ve toprakları için her türlü lojistik imkânsızlığa rağmen direnen Filistin halkını ve bu barbarlığı gerçekleştiren siyonist terör rejimini asla unutmayacaktır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime