PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
ÖLÜ ADAMIN DERİSİ
Tekin Öget
YAZARLAR
21 Ekim 2026 Çarşamba

ÖLÜ ADAMIN DERİSİ

Zamanın ruhu, kutsal olan ne varsa büyük bir gürültüyle öğütürken insanlık tarihi belki de hiç bu kadar büyük bir ontolojik tehditle karşı karşıya kalmamıştı. Eskiden ölüm; mutlak bir sessizlik, teslimiyet ve geride kalan birkaç sararmış fotoğraftan ibaretti. İnsan gider, giysileri dolapta kalır, teni toprağa karışırdı. Oysa bugün, biyolojik varlığını tamamlamış bir fâninin ardından bambaşka ve tekinsiz bir küresel sömürü çarkı dönüyor: Dijital otopsi. Ölen kişinin geride bıraktığı tüm teknik izler, ses tonu ve yüz hatları, teknoloji laboratuvarlarında vahşi bir hırsla işleniyor. Ortaya çıkan şey, merhumun aslına kusursuzca benzeyen yapay bir maske; yani veri tabanlarında asılı duran "ölü adamın derisi". Teknoloji devleri, sırf biz gidenlerin yokluğunu kabullenemeyecek kadar zayıfız ya da bu yeni dünya düzeni vahşi bir kâr elde edecek diye o cansız yüzü kuşanıp bilgisayar ekranlarından bize gidenlerin sesiyle hitap ediyor. Fransız düşünür Jean Baudrillard’ın kulaklarımıza küpe olan "Simülasyon Kuramı", bugün küresel elitlerin en büyük yönetim aygıtı hâline gelmiştir. Kalbi durmuş birinin yapay gölgesini canlandırmak onu yaşatmak mıdır, yoksa insan onuruna ve aziz hatırasına yapılmış en modern işkence mi?

Küresel elitlerin yeni pazarı ve teknolojik sömürgecilik

Geçmişin kaba güç unsurları yerini artık insan bilincinin ve mahremiyetinin işgaline bırakıyor. Yas endüstrisi adı verilen bu yeni ticari saha, milyarlarca dolarlık devasa bir sektöre dönüştü. Sektör analizlerine göre bu yapay hafıza pazarının 2034 yılına kadar 80 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor. İnsanların hayattayken bıraktığı izler, artık aylık abonelik modelleriyle ticari birer ürüne dönüştürülüyor. Popüler kültürün yıllar önce Black Mirror dizisinde dehşetle ekrana taşıdığı o yapay keder senaryoları, bugün laboratuvarlarında soğukkanlı birer iş modeline evrildi. Bu durum, İbn Haldun’un Mukaddime’de değindiği toplumsal çözülme yasasının, modern çağda ruhsuz bir kölelik düzeni olarak işletilmesinden başka bir şey değildir. Bizler kayıplarımızın acısını dindirmek için bu ekranlara sığınırken aslında kapitalizmin en savunmasız anımızı, yani kederimizi doğrudan sermayeye dönüştürmesine kapı aralıyoruz.

Algoritmik illüzyon ve sokağın patolojik keder girdabı

Teknoloji savunucuları bu yapay hayaletlerin teselli verdiğini iddia etse de ruh sağlığı uzmanları sokağın psikolojisi adına çok daha büyük bir tehlikeye işaret ediyor. Klinik çalışmalar, bu tarz interaktif uygulamaların hakikatin idrakini zorlaştırdığını ve kitleleri hayatın olağan akışından kopardığını gösteriyor. Beyin, kişinin yok olduğunu bilmesine rağmen ekrandan gelen canlı ve dinamik tepkiler yüzünden varoluşsal bir çelişkiye düşüyor. Jean-Paul Sartre’ın varoluşçu felsefede bahsettiği, insanın kendi iradesi dışındaki güçler tarafından nesneleştirilmesi tehlikesi, bugün ölümden sonraki süreçte birebir yaşanıyor. İnsan, toprağın altında bile özgür bırakılmıyor; bilinci ve karakteri başkalarının kontrol ettiği dijital bir kuklaya dönüştürülüyor. Kitleler, gerçek dünyadaki insani bağlardan koparak sadece yapay zekâ kodlarından ibaret bir yanılsamadla vakit geçirmeye başlıyor. Yaşamın fani oluşunu ve ilahi takdiri göz ardı eden bu algoritmik illüzyon, insanı bitmeyen bir arafta tutsak etmektedir.

Devlet aklının sınavı ve kişilik haklarının korunması

İşin en karanlık boyutu ise hukuk ve etik sınırlarında yaşanıyor. Bir insan vefat ettiğinde mülkleri varislerine kalır, peki ya zihninin ve karakterinin dijital yansıması kime aittir? Avrupa Birliği'nin Yapay Zekâ Yasası (AI Act) düzenlemeleri ve ülkemizdeki 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında, 2026 başında TBMM'ye sunulan kanun teklifi bu tekinsiz alana karşı sert tedbirler getirmiştir. Yeni hukuki düzenlemeye göre kişilik haklarını ihlal eden ve izinsiz üretilen yapay zekâ içeriklerine karşı 6 saat içinde erişim engeli getirilirken bu suistimali yapan platformlara milyonlarca liralık idari yaptırımlar uygulanmaktadır. Devlet aklı, ölümlülerin onurunu korumak için harekete geçmektedir; çünkü bir insanın ardından, onun hiçbir zaman söylemeyeceği sözleri bir yazılıma söyletmek, o aziz hatıraya ihanettir. Batı dünyası bu krize sadece bir veri mülkiyeti gözüyle bakarken bizim kadim medeniyetimizin kodları başka bir duruşu şart koşar. Çünkü bu topraklarda ölüm bir son değil, bir perdenin kapanışıdır; gidenin aziz hatırası ekranda meze yapılmaz, duayla yâd edilir.

Sahici bir yokluğun asaletine teslim olmak

Ölümü yapay zekâ maskeleriyle örtbas etmeye çalışmak, hayatın provasını ruhsuz bir tiyatroya çevirmektir. Ekrandaki o kusursuz simülasyon ne kadar gerçeğe benzerse benzesin, içindeki o insani özden, vicdandan ve yaşanmışlıktan yoksundur. O sadece, bir şirketin sunucularında çalışan soğuk bir kod yığınından ibarettir. İnsanı insan yapan şey sadece nasıl konuştuğu veya nasıl güldüğü değil, bir gün bu dünyadan bütünüyle gidecek olmasıdır. Bugün modern dünyanın öğrenmesi gereken en büyük erdem, ölen birinin anısını ekranlarda köleleştirmek değil; onun gitmesine, huzur içinde uyumasına ve en önemlisi "unutulma hakkına" saygı duymaktır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime