Zihin sağlığım için uzun zamandır gündemi takip etmiyorum, gündemle herhangi bir münasebetim
olmadığı için de yazı çizi işleriyle aramızda bir süredir mesafeli bir ilişki oluştu. Kalemimin ucu kırıldı, kıvratmamı bulamadım, misafir geldi, elektriklerimiz gitti yalanları da tükenince mecbur geçtik yazıişleri dairesine.
Malum sizin gündem Kılıçdaroğlu, ama benim gündemim o değil.
Zira on yıldır hurma dalıyla yaprak sapı hariç her yere onun derdinin seçim kazanmak olmadığını
yazdım, ama okuyanım olmadı, olduysa da anlayanı olmadı, olduysa da üstüne alanı olmadı. Niye
olsun ki? Durduk yere insan kendi kendini niye strese soksun? Niye ‘acaba?’ desin? Niye kafası
karışsın? Niye mis gibi dinlenen beyin hücrelerini dürtüklesin?
Üstelik sürü orda ne güzel ığıl ığıl ilerliyor, niye bu gerçekliğin soğuk yüzüyle üç beş kişi yapayalnız karanlıkta dinelsin?
Zor iş…
Necmettin Erbakan; Milli Görüş’ü kurdu, Kıbrıs Harekatı’nın en önemli aktörlerinden oldu, partisi
defalarca kapatıldı o da yılmadan usanmadan defalarca yeniden kurdu, yerli sanayiyi savundu,
bakanlık yaptı, başbakanlık yaptı.
Hem vizyon sahibi bilim insanı, hem hitabeti kuvvetli bir hatip, hem de alnı secdeli ağzı dualı bir
hocaydı. Yani, muhafazakâr seçmenin arayıp da bulamayacağı bir liderdi.
Bir gün Tayyip Erdoğan adında Rizeli bir genç çıktı karşısına, bu oyunun artık böyle oynanmayacağını, oynansa da kazanılmayacağını, kazanılsa da kalıcı başarının elde edilemeyeceğini savundu.
Siyasi yasaklıydı, ama liderlik ettiği grup (yenilikçiler) parti içinde gelenekçilere karşı yarışa girdi,
kaybetti. Ak Parti’yi kurdu.
Sağ seçmen ışığı görmüştü bir kere; dedemin babamın partisi, elim başka yere varmaz, oyları
bölmeyelim demedi: omuzlayıverdi Rizeli genci.
Çeşitli sebeplerle hakir gördüğün sağ seçmenin lider değerlendirme, seçme, değiştirme pratiği bu.
Gelelim sana:
‘Aslan pirom! Pilavın etli tarafını çocuğa verdi…’
Yedin mi pilavın etli tarafını?