PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
MUTLULUK ENSTİTÜSÜ CEO’SU WİKİNG’E SORDUM: MUTLULUĞUN BİR FORMÜLÜ VAR MI?
Tunacan Tuna
YAZARLAR
26 Eylül 2026 Cumartesi

MUTLULUK ENSTİTÜSÜ CEO’SU WİKİNG’E SORDUM: MUTLULUĞUN BİR FORMÜLÜ VAR MI?

Danimarka’yı ziyaret ettiğim bir gün, otelin resepsiyonistine “Nasılsın?” diye sordum. Kız, gözleri parlayarak, “Güneş var, nasıl kötü olabilirim ki?” diye cevap verdi. İskandinav ülkelerine yaptığım yolculuklardan aklımda kalan onca şey arasında bu kısa konuşma üzerimde büyük bir etki bırakmıştı. Mutluluk bazen güneşi fark etmek kadar basit olabilir miydi gerçekten?

O gün, Nordik ülkelerin mutluluk sıralamalarında tekrar tekrar üst sıralarda yer aldığına ilişkin yıllar önce okuduğum bir gazete haberini hatırladım ve bunun nedenini merak edip araştırmaya başladım. Yaşam koşulları mı belirleyiciydi, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler mi? Yoksa gündelik hayatlarında benim henüz fark etmediğim bir şey mi vardı?

Bu soruların peşindeyken Meik Wiking’in kitaplarıyla karşılaştım. Danimarka’ya özgü “hygge” kavramı, mutluluğu büyük olayların yanı sıra birlikte geçirilen sıradan anlarda da aramama yol açtı. Fakat Türkiye’de büyümüş biri olarak okuduklarımın bazılarını kendi hayatımla kolayca yan yana koyamadım. Hygge için mutlaka sessiz ve sakin bir ortam mı gerekiyordu? Bizim kalabalık, herkesin aynı anda konuştuğu sofralarımız da aynı yakınlık ve aidiyet duygusunu yaratabilir miydi mesela?

Okudukça sorularım çoğaldı. Evlilik insanı daha mutlu eder mi? Yakın dostluklar aynı ihtiyaçları karşılayabilir mi? Hayatı kolaylaştıran teknoloji, hayatımızdan aldığımız memnuniyeti de artırır mı? Her şeye sahip görünüp yine de mutlu olmadığını söyleyen birine ne söylenebilir?

Yıllar sonra bu soruları kitapların yazarı Meik Wiking’e doğrudan yöneltme fırsatı buldum. Wiking’in aynı zamanda bazı insanların ve toplumların neden diğerlerinden daha mutlu olduğunu araştıran Kopenhag merkezli “Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü”nün CEO’su da olduğunu öğrenmekse bu röportajla ilgili heyecanımı daha da yükseltti

Bir kahve molasının keyfinden göçe, dostluktan sosyal medyaya uzanan sohbetimizde Wiking’in verdiği yanıtları sizlerle aşağıda aynen paylaşmaktan mutluluk duyarım:)

T.T. Öncelikle, bu kavrama aşina olmayan okurlarımız için soralım: Hygge tam olarak nedir?    Bu, özellikle Danimarka toplumuna özgü bir yaşam biçimi midir, yoksa İskandinavya’nın farklı yerlerinde farklı biçimlerde karşımıza çıkan daha geniş bir kültürel anlayışın parçası mıdır?   Hygge ile İsveç’e özgü fika ve lagom gibi kavramlar arasında bir ilişki var mı?  Bir de hangisi önce geldi: Danimarkalılar zaten böyle yaşıyordu da “hygge” sözcüğü var olan bir yaşam biçimini mi tanımlamaya başladı, yoksa hygge fikri zamanla insanların davranışlarını ve iyi yaşama ilişkin düşüncelerini mi şekillendirdi?

M.W. Hygge pek çok şekilde tanımlandı; onu tek bir sözcükle çevirmek mümkün değil, çünkü daha çok bir ruh hâli. Temel unsurlarından bazıları birlikte olmak, rahatlamak, kendine küçük keyifler tanımak, anda kalmak ve konfor. Bana göre hygge’nin özü, gündelik yaşamda “mutluluğun peşinden gitmek”! Hygge’nin her gün mutluluğa katkıda bulunabileceğini düşünüyorum. Fika, yani çoğu zaman yanında bir hamur işiyle verilen kahve molası da hyggeligdir. Kahvenin tadını çıkarmak ve sohbet etmek için ayırdığınız o 15 dakikadır. Hygge, şimdiyle ilgilidir: İçinde bulunduğunuz anın tadını nasıl çıkaracağınız ve o anı nasıl en iyi şekilde değerlendireceğinizle…

Hygge sözcüğünün kökenine ilişkin pek çok teori var. Büyük olasılıkla “rahatlatmak” ya da “teselli etmek” anlamına gelen eski Norveççe hyggia sözcüğünden türemiştir. Hygge, Danimarka kültürünün temel taşlarından biridir; hayatta gerçekten önemli olan küçük şeylerden keyif almaktır. Danimarkalılar dünyanın en mutlu insanları arasında ve belki de hygge bunun nedenini açıklamaya yardımcı olabilir. Sosyal ilişkilerimiz mutluluğun temel etkenlerinden biridir. Danimarka kültürü de hem uyguladığı politikalar hem de hygge kültürü aracılığıyla iyi ilişkileri destekler.

T.T Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nü de merak ediyorum. Mutluluğun bir araştırma enstitüsüne ihtiyaç duyduğu fikri nasıl doğdu? Enstitüyü kurarken hangi soruya yanıt arıyordunuz? Yıllar içinde ülkeler, şirketler veya sivil toplum kuruluşları size, özünde “İnsanlarımızın yaşam memnuniyeti düşük; nerede yanlış yapıyoruz ve bunu nasıl iyileştirebiliriz?” diyerek başvurdu mu? Bir toplum, bir mutluluk araştırmaları enstitüsünün yardımıyla gerçekten daha mutlu hâle gelebilir mi?

M.W. Birleşmiş Milletler, 2011 yılında “mutluluğu aramanın temel bir insanlık hedefi” olduğunu belirten bir karar yayımladı. 2012’de ise ilk Dünya Mutluluk Raporu’nu yayımladı. Bir dizi etkeni dikkate alan rapor o tarihten bu yana her yıl yayımlanıyor. Danimarka’nın listenin başında dört kez yer aldığını söylemekten memnuniyet duyuyorum. Mutluluk sıralamalarında bu kadar iyi durumda olduğumuza göre, Danimarka’da birilerinin bu konuda bilgi toplamaya çalışması gerektiğini düşündüm. Sonra da “Belki bunu ben yapmalıyım,” dedim ve Mutluluk Araştırmaları Enstitüsü’nü kurdum. Yıllar sonra, bu birikimi daha geniş bir kitleyle paylaşmak için Kopenhag’da Mutluluk Müzesi’ni açtım. Enstitünün günlük çalışmalarının amacı üç önemli soruya yanıt bulmak:                                              

Neden bazı insanlar diğerlerinden daha mutlu?    Mutluluğu nasıl ölçebiliriz?   Daha mutlu bir yaşam sürmek için koşulları nasıl iyileştirebiliriz?                                                      

Topluluklarındaki insanların iyi oluşunu artırmak isteyen kamu kurumları ve özel kuruluşlar bize başvurdu. Araştırmalarımızın, iyi oluşu artıran karar ve politikalara yön verebileceğine inanıyoruz. Uzun süreli iş birliklerinin sonuçlarında da bunu görüyoruz.

T.T. İstanbul gibi yaklaşık 20 milyon nüfuslu bir metropolde gündelik yaşam büyük ölçüde hız, trafik, kalabalık, sürekli bir yerlere yetişme baskısı ve durmaksızın maruz kaldığımız uyaranlarla şekilleniyor. Böyle bir şehirde hygge gerçekten mümkün mü? Hygge’nin Türkiye’deki karşılığı mutlaka sakin olmak zorunda mı? Herkesin aynı anda konuştuğu, kahkahaların yükseldiği ve insanların saatlerce birlikte kaldığı kalabalık bir sofra, Danimarka’yla özdeşleşen daha sakin hygge imgesiyle aynı güven, yakınlık ve aidiyet duygusunu yaratabilir mi?

M.W. Hygge, Danimarka kültürünün bir parçası; onu başka kültürlere aynen taşımak zor olabilir. Yine de İstanbul’da bile hygge yaşayabilirsiniz. Bir avluya ya da bahçeye gidip bir arkadaşınızla çay içiyor ve bir süreliğine hayatın hızını unutabiliyorsanız, bu hygge’dir. Başka kültürlerde mutluluğu bulmanın başka yolları da var. Kalabalık bir sofra, birlikte yenilen bir akşam yemeği, sohbet ve kahkaha kesinlikle mutluluk yaratır. Yakın tarihli bir araştırma, birlikte yemek yemenin daha yüksek yaşam memnuniyeti ve olumlu duygulanım düzeyleriyle, daha düşük olumsuz duygulanım düzeyleriyle ilişkili olduğunu gösterdi. Bu ilişki farklı yaş grupları, cinsiyetler, ülkeler, kültürler ve bölgeler için geçerli.

T.T. Göç, bugün pek çok toplumun karşı karşıya olduğu başlıca meselelerden biri hâline geldi. Yeni gelenler, kültürel kodlarını paylaşmadıkları sosyal çevrelere girmekte zorlanabilir. Yerleşik topluluklar ise alıştıkları normların, güven ilişkilerinin ve yaşam biçimlerinin değiştiğini hissedebilir. Bunun sonucunda her iki grup da kendi çevresine çekilebilir. Hygge’yi güven, aidiyet ve “kendini evinde hissetme” açısından düşünürsek, göç bir toplumun mevcut hygge duygusunu zayıflatabilir mi, yoksa onu daha çeşitli ve kapsayıcı hâle mi getirir? Hygge birbirine benzeyen insanlar arasında mı daha kolay yaşanır, yoksa asıl sınavı, çok farklı geçmişlerden gelen insanların birlikte kendilerini evlerinde hissedebilmeyi öğrenmesi midir?

M.W. İskandinav ülkelerinde nüfusun yaklaşık yüzde 16’sı yaşadığı ülkenin dışında doğmuş; bu oran küresel ortalamanın iki katı. Bu ülkeler de en mutlu ülkeler sıralamasında her zaman ilk onda yer alıyor. Araştırmalar, göçün yerel halkın mutluluk düzeyi üzerinde olumsuz bir etkisini saptamadı. Hatta çalışmalar, göçün yaşadığı ülkede doğmuş nüfusun iyi oluşu üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu bulma eğiliminde…

T.T. Pek çok toplumda insanların daha geç evlendiğini, tek başına yaşayanların sayısının arttığını ve geleneksel ailenin eski merkezi konumunun bir ölçüde zayıfladığını görüyoruz. Ekonomik bağımsızlık, insanlara başkalarına bağımlı olmadan yaşama konusunda daha fazla özgürlük veriyor. Ancak yakın ilişkilerin gerektirdiği fedakârlığı, sabrı ve uzlaşmayı kabul etmeye de daha az istekli hâle geliyor olabilir miyiz? Mutluluk araştırmaları açısından evlilik ve aile, uzun vadeli yaşam memnuniyeti için hâlâ önemli mi? Yoksa güçlü dostluklar ve başka sosyal bağlar aynı insani ihtiyaçları karşılayabilir mi?

M.W. Ortalama olarak evli insanlar daha mutlu. Fakat evli insanların daha mutlu olması, evlenmenin insanı mutlaka daha mutlu ettiği anlamına gelmez. Mutluluk araştırmalarında, insanların hayatındaki değişimlerin mutluluk düzeylerini nasıl etkilediğini görmek için sıklıkla büyük grupların zaman içinde izlendiği kohort (büyük insan gruplarının yıllar boyunca izlendiği araştırmalar) veya panel çalışmalarından yararlanılır. Birleşik Krallık’taki British Household Panel Survey kapsamında, yaklaşık 30 bin kişiyle görüşülerek 18 yıl boyunca veriler 18 ayrı araştırma dalgasında toplandı. Evliliğin mutluluk üzerindeki etkisine ilişkin olarak araştırmacılar, daha mutlu insanların evlenme olasılığının daha yüksek olduğunu; bunun yanında evliliğin de bizi daha mutlu edebildiğini buldu. Özellikle eşimizi aynı zamanda en iyi arkadaşımız olarak görüyorsak… Bununla birlikte, yakın arkadaşlarımızla geçirdiğimiz zamanın verdiği sevinç, partnerimizle geçirdiğimiz zamanın verdiği sevinçle karşılaştırılabilir düzeyde. Dolayısıyla evli olmadan da mutlu olabiliriz.

T.T. Modern yaşam bize belki de hiç olmadığı kadar hızlı ve kolay hazlar sunuyor: kısa videolar, sosyal medya, oyunlar, çevrim içi alışveriş, hazır yiyecekler ve artık neredeyse anında bilgi ve sonuç sağlayabilen yapay zekâ… Peki anlık hazların artması, insanların hayatlarından daha memnun olduğu anlamına gelir mi? Mutluluk araştırmaları kısa süreli haz ile uzun vadeli yaşam memnuniyetini nasıl ayırt ediyor? Daha fazla hazza erişirken giderek daha zor tatmin olan insanlara dönüşüyor olabilir miyiz?

Mutluluğu ölçerken üç boyuta odaklanıyoruz: yaşam memnuniyeti, duygusal mutluluk ve yaşamda amaç duygusu. Birincisi, insanların genel olarak hayatlarından ne kadar memnun olduklarını soran bilişsel bir değerlendirme. Ölçtüğümüz ikinci boyut, kişiye o gün veya geçmişte belirli bir anda hangi duyguları hissettiğini soran duygusal değerlendirme. En fazla dalgalanmayı bu boyutta görüyoruz. Son olarak eudaimonia var; bu da kişinin hayatında ne ölçüde bir amaç duygusu hissettiğiyle ilgili.

Sözünü ettiğiniz “hızlı mutluluk” örneklerinin bir bedeli var. Hazır yiyecekler nadiren sağlıklıdır ya da sürdürülebilirdir; oysa bu iki özellik de mutluluk için önemlidir. Sürdürülebilirlik, mutlu bir yaşamın temelidir. Bir insanın gelişip iyi yaşayabilmesi, kendisine özen gösterilen güvenli bir çevrede yaşamasına bağlıdır.

Sosyal medyanın gençler üzerindeki etkileri yoğun biçimde araştırılıyor. Şu anki anlayışımız, hangi platformda, nasıl ve ne kadar zaman geçirdiğimizin belirleyici olduğu yönünde. İletişim kurmak, öğrenmek ve içerik üretmek gibi etkin kullanımlar daha yüksek yaşam memnuniyetiyle ilişkili. Sosyal medyada pasif biçimde vakit geçirmek, oyun oynamak ve internette gezinmek gibi etkinlikler ise kişilerin hayatlarını daha düşük düzeyde değerlendirmeleriyle ilişkili. Bununla birlikte, çevrim dışı ilişkilerimizin iyi oluşumuz üzerindeki etkisi, çevrim içi davranışlarımızın etkisinden daha büyük.

T.T. Yıllardır farklı toplumlarda mutluluğu araştırıyorsunuz. Araştırmalarınız size mutluluk hakkında ne öğretti? Ve öğrendiğiniz her şeyi mümkün olan en basit hâline indirgemeniz gerekse bize sunacağınız en temel “mutluluk formülü” ne olurdu?

M.W. Henüz mutluluğa ilişkin nihai bir manifestomuz yok. Ancak sosyal bağların mutlu bir yaşamın en önemli unsuru olduğunu biliyoruz. “Diğer” insanlar önemlidir!

T.T. İyi eğitim almış, başarılı bir kariyer kurmuş, maddi açıdan güvende olan, seyahat edebilen ve dışarıdan bakıldığında iyi bir yaşamın pek çok unsuruna sahip görünen birinin size gelip “Her şey yolunda gibi görünüyor ama yine de mutlu değilim,” dediğini düşünün. Ona ne söylerdiniz? Yıllardır yürüttüğünüz mutluluk araştırmalarına dayanarak, hayatında ilk olarak neyi değiştirmesini ya da yeniden değerlendirmesini isterdiniz?

Mutsuz veya tatminsiz hissetmenin pek çok nedeni olabilir. İnsanları mutlu edebileceğimizi söylemeye cesaret edemem; fakat en mutlu insanların ortak özelliklerini biliyoruz. Böyle birine, çevrim dışı bir hobi edinmesini, bu hobiyi paylaştığı insanlarla güçlü sosyal bağlar kurmasını ve birlikte yemek yemesini önerirdim!..

Ülkemizde başarıyı çoğu zaman iyi bir diploma, yükselen bir kariyer, düzenli gelir ve bir ev sahibi olmakla tarif ediyoruz. Bunların sağladığı güvenceyi elbette küçümseyemeyiz; fakat Wiking’le konuşmamdan kendi adıma çıkardığım ders şu: Hayatı kurarken insan ilişkilerini sürekli “sonra”ya bırakıyorsak, başarı tanımımızın önemli bir parçası eksik kalıyor… Ve sanırım mutluluğu ancak bütün hedeflere ulaştığımız gün başlayacak bir şey olarak görmekten bir an evvel kurtulmamız gerekiyor!...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Facebook Twitter Instagram Youtube
GÜNCEL SİYASET DÜNYA MEDYA MAGAZİN SPOR YAZARLAR RÖPORTAJLAR PORTRELER ANKARA KULİSİ FOTO GALERİ VİDEO GALERİ KÜLTÜR SAĞLIK EKONOMİ TEKNOLOJİ ANALİZ TEKZİP
Masaüstü Görünümü
İletişim
Künye
Copyright © 2026 Turktime